Demokrasinin Otoritesi
- Seyitali Emir Ongur
- 10 Haz
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 14 Ağu

Şimdi size, hükümetin sırf demokratik olduğu için meşru bir otoriteye sahip olmadığını açıklıyorum.*
1) Naif Çoğunlukçuluk
Siyasi otoritenin meşruiyeti problemini başka bir yazımda ele almıştım. Kabaca söylemek gerekirse Washington’daki 535 palyaçoya diğer herkese ne yapması gerektiğini söyleme hakkını ne veriyor?
Eğer bu konuyu sınıfta gündeme getirecek olursanız eminim birileri o kişilerin yönetme hakkına sahip olduğunu çünkü oy vererek onların bizi yönetmesini seçtiğimizi söyleyecektir. (Bu dünyadaki ülkelerin yaklaşık olarak yarısı için geçerlidir, bu görüşün savunucularına göre diğer hükümet biçimleri gayrimeşrudur.)
Meramımı daha iyi anlatabilmem için şu teorik senaryoyu düşünün:
Demokratik akşam yemeği: Dört arkadaşımla beraber akşam yemeğine çıktım, yemeğin sonunda hesabı kimin ödemesi gerektiğini tartışıyoruz. John T Kennedy, herkesin yediği yemeği benim ödemem gerektiği yönünde bir teklifte bulunuyor, ben reddediyorum. Ancak John bu işi oylamaya götürüyor ve oylama sonucunda benim dışımdaki dört kişinin hesabı benim ödemem gerektiği yönünde bir istekleri olduğu ortaya çıkıyor. “Peki o halde karar verilmiştir.” diyor. “Öde gitsin.”
Bu durumda herkesin hesabını ödemek zorunda mıyım? Eğer reddedersem onların beni zorlamaya hakları var mı? Eğer “hayır” diyorsanız sağduyulu davranıyorsunuz demektir.
Az önce vermiş olduğum örneğin gösterdiği şey -yeni arkadaşlar bulmam gerektiği gerçeği dışında- çoğunluğun iradesi bireyin haklarını geçersiz kılamaz veya ortadan kaldıramaz. Param üzerinde hakkım var ve sırf çok sayıda insan istiyor diye mülküm üzerindeki hakkım geçersiz kalamaz.
Devlet söz konusu olduğunda dikkate alınması gereken husus başka ahlaki ajanlar tarafından yapılırsa hak ihlali olarak görülecek eylemleri devletin niçin yapabildiğidir. İşte bu sebepten ötürü siyasi otorite bir problem teşkil etmektedir. Çoğunluğun isteğini işaret etmek bu problemi cevaplayamaz çünkü çoğunluk bireyin hakkını elinden alamaz dolayısıyla devletin meşrutiyeti çoğunluğun iradesi gösterilerek gerekçelendirilemez.
2) Müzakereci Demokrasi
Yine de bazı filozoflar demokrasinin bir şekilde siyasi meşrutiyet sağladığına inanmaktadır. Bu düşünce okullarından biri Jürgen Habermas ve Joshua Cohen gibi isimlerin temsil ettiği “müzakereci demokrasi” ekolüdür. Onları anlamakta zorluk çekiyorum dolayısıyla onların fikirlerini açıklamam biraz müphem kalacaktır. Sanıyorum ki onların görüşü şudur ki:
(a) Bir demokraside, insanlar ideal olarak toplumsal meseleler hakkında müzakere etmeli, herkesin eşit söz hakkı olmalı, herkes rasyonel gerekçelere dayanarak karar almaya çalışmalıdır vs.
(b) Böyle bir demokrasi gerçekleşirse bu müzakereci demokrasinin sonuçları doğru olur ve devlet bu şekilde varılan politikayı zorla uygulama yetkisine meşru bir biçimde sahip olur.
(c) Bu durum, bazı gerçek hükümetlerin(demokratik hükümetlerin) neden yetkiye sahip olduğu sorusuyla bir şekilde ilgilidir. (?)
Bu argümanla alakalı iki problemimim var.
Müzakereci demokrasinin imkansızlığı
Birinci olarak hiçbir toplum az önceki düşünürlerin hayal ettiği gibi davranmıyor, üstelik hayal ettikleri senaryo hiçbir büyük toplumda gerçekleşemez. Örneğin 100 milyon insanın hepsinin sesinin duyulması mümkün değildir. Demokratik toplumlardaki siyasi kararlar; cahil ve irrasyonel seçmenlerin kaprisleri, politikacılar arasındaki çıkar alışverişi, belli grupların lobi faaliyetleri ve politikacıların aldatma ve manipülasyonları gibi unsurların bir ürünüdür. Bunlar kesinlikle tüm ilgili taraflar arasında ideal ve rasyonel bir müzakerenin ürünü değildir.
Bu durumda, “müzakereci demokrasi” gibi hipotetik bir senaryonun şimdiki yahut gelecekteki herhangi bir hükümetin meşrutiyetiyle nasıl bir ilgisi olduğu ise bir soru işaretidir; bu senaryo belki yalnızca söz konusu hükümetlerin meşruiyetten ne denli uzak olduğunu gözler önüne sermesi bakımından bir anlam taşıyabilir.
Müzakereci demokrasinin anlamsızlığı
İkinci problem şudur ki: müzakereci demokrasi ideali gerçekleştirilmiş olsa bile bu siyasi bir otorite için meşrutiyet sağlamaz. Başka türlü hakları ihlal edecek bir eylemi gerçekleştirmeden önce özel bir biçimde müzakere etmek, başkalarının haklarını askıya alma yetkisi vermez.
Demokratik akşam yemeği örneğini hatırlayalım: Masadakiler yemeğin parasını ödememi talep etmeden önce olağanüstü bir müzakereye girişiyor, herkes eşit söz hakkına sahip, herkes yemeği benim ödemem yönünde lehte ve aleyhte argümanlarını sunuyor. Bunları yaptıktan sonra yemeği benim ödemem yönünde bir oylama gerçekleştiriyorlar. Şimdi hesabı ödemek zorunda mıyım? Onlar beni buna zorlama hakkına sahipler mi?
3) Eşitlik ve Otorite
Demokratik hükümetin otoritesine ilişkin diğer önemli argüman ekolü, eşitliğin değerine dayanır. Kabaca ifade etmek gerekirse, bu görüşe göre:
Birbirimize eşit davranmakla mükellefiz.
Bunu yapabilmek için demokratik yollarla oluşturulmuş yasalara uymamız gerekir( bazı istisnalar var bu görüşü savunmayan**)
Dolayısıyla demokratik yollarla oluşturulmuş yasalara uymakla ile yükümlüyüz.
(**Thomas Christiano gibi bu argümanın savunucuları, açıkça eşitsizlikçi yasaları bu kapsamın dışında tutmaktadır.)
İkinci öncüle neden inanalım? Burada iki düşünce şekli var:
(i) Demokratik kararlara uymayı reddedersen kendi yargını vatandaşların çoğunun yargısından üstün tutmuş olursun.
(ii) Herkese eşit muamele edebilmek için herkesin çıkarlarının eşit biçimde ilerletilmesini desteklemelisin. Demokrasi, herkesin çıkarlarının eşit biçimde ilerletilmesi için zorunludur. (Bu noktada, diğer tüm toplumsal örgütlenme biçimlerinin çok daha kötü sonuçlar doğurduğuna dair argümanlar devreye girer.) Dolayısıyla demokratik hükümeti desteklemelisin. Bunu yapabilmek için de demokratik yollarla oluşturulan yasalara uymalısın.
İkna olmadım…
Neden Eşitlik?
Birbirimize eşit davranmak nedir ve bunu niçin yapmalıyız?
Argüman (i), herkese politik konularda eşit derecede sağlıklı bir yargıya sahiplermiş gibi davranmamızı ima ediyor. Oysaki siyasi konularda herkesin eşit derecede sağlıklı yargılara sahip olmadığı aşikardır. Bazıları; diğerlerinden daha zekidir, daha rasyoneldir, daha müşfiktir. Dolayısıyla herkesin siyasi konularda eşit derecede sağlıklı yargıları yokken niçin eşitmiş gibi davranmamız gerektiği mevzusu müphem bir mevzudur.
Herkese eşit nasıl davranılır?
Eğer herhangi bir cihette eşit olacaksak haklar cihetiyle eşit olmalıyız. Bu durumda herkese eşit muamelede bulunmanın herkesin eşit haklarına saygı göstermek olduğunu öne sürüyorum. Bu, çoğunluğun iradesine boyun eğmek değildir bilhassa hakları bizzat ihlal eden iradeye boyun eğmek hiç değildir.
Eşitlikten önce haklar
Tekrar belirtmek gerekir ki otorite sorunu özünde başka ahlaki failler tarafından hak ihlali olarak görülecek eylemleri hükümetlerin nasıl yapabildiğidir. Hükümetler bu tür şeyleri nasıl yapabiliyorlar? Eşitlik argümanı hükümetleri bu bağlamda aklamıyor çünkü başkalarının haklarına saygı duymak, bireyin haklarını ne ihlal eder ne de birey haklarına üstün gelir.
Diyelim ki başkalarının eşit olduğu önermesine karşı çıkıyorum ancak onların haklarını da ihlal etmiyorum. Örneğin bir arkadaşlarıma onları kendimden aşağı bulduğumu söylüyorum(eşitlik argümanında neye tekabül ediyorsa bu aşağı olma durumu onu kastediyorum). Onlar üzerinde bir tahakküm kurmuyor, mallarını gasp etmiyor ya da buna benzer şeyler yapmıyorum; basitçe onları kendimden aşağı buluyorum. Şimdi onlar eşitliği reddeden davranışıma ceza kesmek ya da durdurmak için bana karşı şiddete başvurabilirler mi?
Tabi ki hayır. Benzer şekilde, “onları eşit muamele etmek” için onlara para vermem gerektiği gerekçesiyle paramı almayı da haklı çıkaramazlar. Son olarak, vatandaşların çoğunluğu da, onları eşit muamele etmek için onlara itaat etmem gerektiği gerekçesiyle, kendi iradelerine uymam için bana baskı yapmayı meşrulaştıramaz.
Bu arada, başkalarının emirlerine uymak istemediğimde (örneğin, onlara paramı vermek istemediğimde ya da onların onaylamadığı keyif verici uyuşturucuları kullanmak istediğimde) onları eşit olmayan muameleye tabi tuttuğumu öne sürmek biraz garip bir iddia. Bana öyle geliyor ki demokratik olmayan bir örgüt tarafından verilseydi haklarımı çiğneyeceği herkesin üzerinde hemfikir olduğu türden emirler vererek asıl onlar, beni eşit olmayan bir muameleye tabi kılıyor.
Ama velev ki başkalarına eşitsiz davranmaktan dolayı suçlu olduğumu düşündünüz, bu yine de haklarım çerçevesinde hareket ettiğim gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Kusurlu ödev
Argüman (ii), herkesin çıkarlarının eşit şekilde ilerlemesini desteklemekle yükümlü olduğumuzu varsayıyordu. Bu, belki doğrudur ama öyle olsa bile bu bir kusurlu/mutlak olmayan yükümlülüktür. Yani bu ödevi her durumda ve her koşulda yerine getirmeniz gerekmiyor.
Diyelim ki 1000 dolarım var bunu eşitsizlikle mücadele edecek bir hayır kurumuna verebilirim ya da bu 1000 dolarla vergilerimi ödeyebilirim. Farz edelim ki -tamamen gerçekçi bir biçimde- hayır kurumuna yapılan bağış, çıkarların eşit şekilde ilerlemesini desteklemesine daha fazla katkı sağlıyor.
Hükümet otoritesini savunanlar, hayır kurumuna bağış yapmaktansa vergilerimi ödemem gerektiğini söylerler. Ancak, yasalara uymakla yükümlülüğüm (vergileri ödemek dahil), çıkarların eşit şekilde ilerlemesini destekleme yükümlülüğüne dayanıyorsa o zaman parayı hayır kurumuna bağışlamak için açıkça daha güçlü nedenler var olmuş olur. Dolayısıyla, ikisi arasında seçim yapmam gerekirse hayır kurumuna bağış yapmalıyım. Vergiyi ödemekle yükümlü olup da hayır kurumuna bağış yapmakla yükümlü olmamam söz konusu olamaz.
4) Demokrasinin Kusurları
Demokraside yaşadığımız için toplumun tüm yasalarını onayladığı çıkarımı bir kurgudan ibarettir. Dört akşam yemeği konuğunun beşinci konuğu herkesin yemeğinin parasını ödemesi için zorlayabileceğini düşünseniz bile, demokratik bir toplumda tüm yasaların uygulanmasının meşru olduğu sonucuna şu nedenlerden dolayı varmamalısınız:
Başta bir hükümete sahip olup olmayacağımız ya da hangi yönetim biçimini, hangi kurumsal yapıyı, hangi makamları, hangi usul kurallarını vb. seçeceğimiz konusunda bize hiçbir zaman bir seçenek sunulmadı
Seçmenler sıklıkla kendilerine sunulan adayların hiçbirini istemediğini söylüyor.
Adaylar, göreve geldikten sonra seçim vaatlerini özgürce çiğneyebilmektedir.
Adaylar, öncelikle ne yapmayı planladıkları konusunda çok az bilgi verirler ve seçimler daha çok görünüş, boy ve grup bağlantıları gibi unsurlar tarafından belirlenir.
Seçimler büyük ölçüde parayla şekillenmektedir; yalnızca zengin bağışçılarla bağlantısı olan kişilerin yüksek profilli kamu görevlerine ulaşma şansı gerçekçi düzeydedir. Politikacıların büyük çoğunluğunun avukat olmasının ardındaki nedenlerden biri de budur.
ABD'de, belirli bir eyalette iktidarda olan parti, genellikle iktidarını sürdürmek için bu gücü kullanarak garip şekillerde seçim bölgeleri oluşturur (“gerrymandering” uygulaması).
Temsil, her zaman nüfusla orantılı değildir. Wyoming ve Kaliforniya'nın her birinin iki senatörü vardır; bu, bir Wyoming sakininin yaklaşık 67 Kaliforniyalı ile aynı senato temsiline sahip olduğu anlamına gelir.
Seçmenler genellikle son derece cahil veya yanlış bilgilendirilmiş durumdadır; bunun başlıca nedeni, siyasi meseleler hakkında bilgi edinmenin kendi çıkarlarına hizmet etmemesidir. Dolayısıyla, neye oy verdiklerine dair çok az fikirleri vardır.
Yasaların çoğu, seçilmiş yetkililer tarafından bile çıkarılmıyor. Bunlar, seçilmemiş bürokratlar tarafından hazırlanıyor. (180.000 sayfadan fazla olan Federal Yönetmelikler Kanunu’na bakınız.)
Seçilmiş yetkililer bir yasa çıkardığında bile, oy vermeden önce o yasayı genellikle okumamaktadırlar.
Birçok yasa uzun zaman önce çıkarılmış olup bugün kabul edilmeyebilir. Bir bakıma, artık hayatta olmayan geçmiş nesiller tarafından yönetiliyoruz.
Dolayısıyla kağıt üstünde demokratik devletlerde bile kanunlar her zaman halk tarafından onaylanmış sayılmaz.
5) Sonuç
Donald Trump ve Chuck Schumer, seçildikleri için size ne yapmanız gerektiğini söyleme hakkına sahip mi?
Hayır, sahip değiller.
*Daha fazlası için Michael Huemer’ın The Problem of Political Authority: An Examination of the Right to Coerce and the Duty to Obey kitabına bakabilirsiniz.
Yazar Huemer hakkında: Michael Huemer, Colorado Üniversitesi'nde görev yapan Amerikalı bir felsefe profesörüdür. Etik sezgicilik, doğrudan gerçekçilik, siyasi liberteryenizm, fenomenal muhafazakârlık, madde-ruh ikilemi, reenkarnasyon ve felsefi anarşizmi savunmaktadır.
Çevirmen: Seyitali Emir Ongur
Yazar: Michael Huemer




Yorumlar