top of page

Devlet Virüsü ve Panzehiri:Anarko-Kapitalizm



Her şey dağılır; merkez tutunamaz; Dünyaya sadece ANARŞİ hâkim olur.” Şair W.B. Yeats, ‘The second coming’ şiirinden, s.211.


Her insan bedava şeylere bayılır. Hele bu beleş şeyler ‘hayati gereksinimler’ ise… Üstüne üstlük bir de bunlar sana ömür boyu sağlanacaksa onun peşinden bir daha ayrılamazsın. Düşünsenize sizin güvenliğinizi, sağlığınızı, işinizi ve yaşlandığınız da size ömür boyu bakacağını iddia eden birileri varsa? Hemen onun tarafını tutarsınız –hiç düşünmeden-Böyle bir ‘iyiliği’ size kim yapar? Tabii ki bu kurum DEVLET’TİR. Niye anarşistler aptalca bize karşılıksız iyilik yapan devlete karşıdırlar? Hiç bilen var mı? Aynı ‘Pascal’ın Tanrı bahsindeki’ gibi Devlet’in yanında olmak bize sorunsuz bir mutluluğun kapısını açacaktır. Şöyle bir dünyaya bakın ‘devleti’ olmayan tek bir toprak parçası var mı? Yok. Her yer parsellenmiş. Devlet dünyada duvarlar yaratmış ve silahlı muhafızlarıyla bizi duvarın öteki tarafındaki kötü adamlardan koruyor. Eğitimi, iş imkânları ve adalet battaniyesiyle bize sıcacık bir yuva sunuyor. Öyleyse Devlet’i savunmak baştan bize ve çıkarlarımıza iyi gelecektir. Bu iş bu kadar açık ve nettir.


Bugün devlet var ve onu desteklemek faydalıdır. Diyelim devleti desteklemiyoruz ve onun gerilemesi için birçok aşırı olaylarda yer aldık. Sonuçta devlet’i bugüne kadar gerileten olmadığına göre başarısız olma durumumuz, başarılı olma durumumuzdan hayli fazla ve mümkündür ki başarısız olduk. Anarşistler böylece ellerindeki ‘devletli’ durumdaki garanti refahı, kalıcı barışı ve mutluluğu hapishanelerde veya polis korkusundan kaçarak kaybetmiş olacaklardır. Hiç akılcı bir insan böyle absürd bir olayın peşinden gider mi?


Hadi bir anarşist için en iyisi oldu diyelim? Anarşistler, devlet organizasyonunu yerle bir ettiler. Peki bu kaos ortamında nasıl geçinecekler? Toplum’un linçlerinden, ellerinde silahlarıyla her yeri yağma etmesinden, korkusuz ve güçlü insanların hiçbir kanun, hak ve özgürlük tanımadan herkesi hedef alan teröründen nasıl korunacaklar? Böyle bir kargaşa ortamında nasıl ahlaklı bir toplum inşa edecekler, refah ve mutluluğun peşinden koşacaklar? Böyle yıkım zamanlarında asla uzun süreli bir düzen, barış ve ahlaklı bir toplum ortaya çıkamaz. Anarşistler şunu bilmelidirler ki; eğer devleti reddederlerse, gene devletli bir düzen oluşana kadar büyük bir sefalet ve korku içinde yaşayacaklardır. Öyleyse tekrar devlet ile aşk yaşayacaksak, neden onu terk ettik ki? Bu problemin cevabını hiçbir zaman hiçbir anarşist veremez.


Açıkçası devleti reddetmek ve anarşiye inanmak deneylenmemiş bir Dönme Dolap’ta seyahat etmek gibidir. Bu dönme dolap belki size heyecan ve adrenalin sunacaktır. Fakat dönme dolabın teklifi bellidir: yüksekten düşerek ölme veya sadece size küçük bir anın zevki için şehri tepeden görmek, o kadar. Böyle bir teklifi ancak kalın kafalılar ya da akıl hastaları kabul eder.


Yukarıda gördüğümüz gibi devlet virüsünün beynimize nereden bulaştığını anlamış olmalıyız? Birincisi tedbir, ikincisi inanç, üçüncüsü çıkar ve sonuncusu ise geleceğin belirsizliği fikrinden… Elbette insanlar bu dört düşünceye dayanarak devleti tercih edebilirler. Fakat onların tercihi fark edildiği gibi Buridan’ın eşeğindeki gibi önlerine eşit mesafeye konan, eşit miktardaki, eşit nefislikteki çimen gibidir. Buridan’ın eşeği ya Devlet çimenini yiyecektir ya da devlet çimenini yemeyerek açlıktan ölecektir. Başka şansı yoktur.


Anarşist asla sadece bu dört fikrin esiri olmadığı gibi devlet çimenini yemeyi reddederek açlıktan ölecekte değildir. O başka duyguların, fikirlerin ve başka yiyeceklerin olasılığını hesaba katarak yola çıkmıştır. İnsanlar asla hayvanlar gibi güdüyle değil, akıllarıyla hareket ederler. Bu akıl her doğru bildiğimiz şeyleri eleştirmek sonunda onu kurcaladıktan sonra yanlış parçalarını bulup sökmek ve doğru araçlarla birlikte yeni ve başka bir şey keşfetmektir. Bu yeni şeyi mantığımızla anladığımızda eylemlerimizle beraber pratik hayata aktarmaktır.


Anarşistlerin tavrı beklenmedik tercihte bulunan Buridan’ın eşeği gibidir. Tercih ederken düşünmek sonra yemeyi reddetmek, başka yiyeceklerin olduğunu varsaymak ve hatta o otları sırtında taşıyanın kendisi olduğunu fark etmesidir. Önce anarşist bir öncülle başlar: Düşünme eylemiyle işe girişir. Bir anarşist (Buridan’ın eşeği de olabilir!) kendi kendine: - “Neden efendim Buridan önüme karşılıksız çimen koymuştur. Bu işte bir hinlik var”, der. Çünkü kimse kimseye durduk yere yardım etmez. Böylece anarşistler bildiğimizin tam tersine insan doğası hakkında tek bir düşünceleri vardır: İnsan doğası kötü’dür. Ve asla iyileşemez. Anarşist için önemli olan insanın natürel kötü olan özünü kullanacağı hiçbir araç olmasın yeter, der. Bu yüzden anarşistler devlet denilen kurumu yerle bir etmek isterler. İkincisi der anarşist, - ‘Ben bu çimeni yersem onun dediklerini yapmak zorunda kalacağım. Yok, ben çimeni yemezsem onun dediklerini yapmayacağım. Bakalım ‘Efendim Buridan’ bu isyanımdan sonra bana karşılıksız yardım edecek mi? Eğer dediklerini yapmazsam ve bana gene iyi davranacaksa sözüm yok. Fakat bunu uzun süre devam ettirebilecek mi? Bir bakalım der.


Yani bir anarşist hiç tereddütsüz insanların doğasını kötü ve çıkarcı olarak ele alır. Öyleyse bir anarşist devlet denilen kurumun karşılıksız yardımsever değil benim ona verdiklerime karşılık bana az verip kendisine çok alandır, gözüyle bakar. Anarşist böylece devlete iyi gözle bakamaz olur. Devlet yardımsever değil, bir sahtekâr gibi kendisini yardımsever gibi tanıtan aşağılık sömürücü bir dolandırıcıdır. İnsanların zaaflarından yararlanıp onların devleti dolandırmasına olanak vermeden hızlı bir el çabukluğuyla insanlara güvenlik, refah ve huzur vaadiyle sömüren ve köleleştiren bir organizasyondur.  Ve Anarşist olayları hiç kuşkusuz böyle değerlendirir.

Yine de anarşist kesin bir cevaba ulaşmak için işe dünyada bedava bir şey var mı diye bakar. Cevabı iktisatçılara rağmen şaşırtıcı bir biçimde evet’tir. Efendiler, Yöneticiler ve Sömürenler için köleler en basit şekilde neredeyse bedava çalıştırılandır. Hiçbir mesleki artısı olmayan, hiçbir şey üretmeyen sadece yönetmek adına -Pardon! Kendilerine halkın hizmetkârı diyorlar- halkın sözde vekilleri olan kişiler- Cumhurbaşkanı, başbakan, milletvekilleri, valiler, muhtarlar, büyükelçiler gibi…- sadece vatandaşların vergileriyle geçimlerini sağlayanlar için her şey bedavadır. Fakat neye rağmen bedavadır. Tabii ki bizim köle gibi çalışıp onlara vergi vererek oluşturduğumuz hazineler sonucu, onlar için bedavadır. Bizim için ise çok masraflıdır.



Devlet çok az kişi için kıymetlidir. Diğer birçok kişi için ise ulaşılması mümkün olmayan lüks maldır. Fakat ‘devletçiler’ bize neler söylemişti? ‘Hayati gereksinimlerinizi’ doğduğunuzdan ölümünüze kadar biz sağlayacağız. Peki, o devletin sınırları içerisinde hiç kimse çalışmayıp sadece babamıza –devlete yani- güvenirsek ne mi olur? Devlet önce kendi payını alamaz. Memurlarını, polisini, yargıçlarını, askerlerini, entelektüellerini ve öğretmenlerini besleyemez. Onları besleyemeyen, sizin rızkınızı hiç sağlayamaz. O zaman ‘devlet’ bize ihtiyaç duyan bir yardımsever, öyle mi? Böyle yardımsever olur mu? Olmaz. Aslında devlet tek kelime ile bizim kamburumuzdur, durduk yere asalağımızdır.


Diyelim ki bir aile var. Ailenin reisi baba ve diyor ki çocuklarına siz çalışın ben evde oturacağım. Çünkü siz adil değilsiniz çalıştığınızı har vurup harman savurursunuz. Eve bakamazsınız. Maaşlarınızı ve gelirlerinizi bana getirin. Ben herkese yettiği kadar –asgari ücretle- herkese payını vereceğim. Evin duvarlarını yapacağım, mobilyalarını değiştireceğim, doğalgaz, güvenlik için alarm taktıracağım falan filan… Ve evde kim ne kadar zaman geçirecek, kaçta yatacak ve ne kadar süreyle televizyon izleyeceğine ben karışacağım diyecek? Bunun sonu yoktur. Fakat buradaki BABA (yani devlet) yardımsever değil sadece sömürücü bir buyurgandan başka bir şey değildir. Çocuklar anlar ki aslında onlar kazanmakta ve hayatlarına başkaları karar vermektedir. Ve çocuklar babalarına para vermeyi kesip onun kararlarını dinlemediklerini ilan ederler. Ve evde olan bütün yatırımları kendi yapabilecek kadar güçlü olduklarını, çünkü yapılan bütün işlerin kendi paraları ile oluştuğunu görenlerdir. İşte bu olaydaki çalışkan, ahlaklı ve akıllı çocuklar anarşistlerdir.


Anarşistler devlet kurumunun gereksiz ve hatta insan doğasını bütünüyle ortaya çıkaran bir organizasyon olduğunu düşünürler. Devlet kötü olan insan doğasını daha da azdırır. Devlet; kötülüğün daha fazla kötülük doğurmasıdır. Buyurgan ve tembel olmak her insanın hayvani arzusudur. Oysaki çalışkan ve özgür olmak sadece akıllı, eğitimli ve ahlaklı bireyin tercihidir. İnsan doğasının bu iyileştirilemez özünün tek bir durdurucusu vardır. İktisat, sosyoloji, biyoloji, hukuk ve fizik yasaları… Eğer iktisatta ‘tüketici egemenliği’ ve ‘marjinal kanun’ olmasaydı. Asla salt insan aklıyla kıtlığı yenemezdik. Hiçbir üretimi değerine göre mümkün olan en etkin şekilde kullanamazdık. Her malı çarçur eder. İsrafı gözlerimizle görür ve nüfusumuzu arttıramazdık. Mutluluğun peşinden koşmanın en kısa yolu tercih yelpazemizi arttırmaktır. Bunun için iktisat yasalarını bilmek ve ona göre hareket etmekte yarar vardır.


Anarşizm tek başına yönetimsizlik, merkezsizleşmek ve tek başınalığın garantisidir. Devlet olmadığından hür yaşamak, her istediğini yapabilme potansiyelini ele geçirme ve yasakların en alt düzeye inmesidir. Anarşizm devletsiz dünyada gümrük duvarlarını yıkma, hiyerarşiyi, sınırları tarumar etme ve istediğin işte çalışma gerçeğidir. Anarşizm birilerine yardım edip etmeme konusunda yalnızca vicdanında hesap verme meselesidir. Kimsenin zorlamasına gerek kalmadan istediğim gibi giyinmek, istediğim şarkıyı söyleme, dinleme, istediğimi yazma, söyleme ve diğer kişilere duyurma anlamında ifade hürriyetidir. Anarşizm güneş’in altında istediğin yerde elin ensende uyuma ya da istediğin sokakta salına salına yürüme bağımsızlığıdır. Anarşizm toplum tarafından anormal karşılanan ezilen grupların yani çalışmak istemeyen tembellerin, inançsızların, bağımlıların, marjinallerin ve nihilistlerin garantörüdür.


Fakat anarşizm ‘devleti savunan aydınların’ dediği gibi insan-toplumları tarafından daha önce tecrübelenmediği bir siyasi yoldur. Evet, bu model kişisel ve toplumsal özgürlüğün maksimize edildiği bir hareket tarzı ve yaşam stilidir. Yalnız anarşizm’in yumuşak karnı ekonomik bir sistemi olmadığı gibi ahlaki ve temel rasyonel bir zemini de yoktur. Anarşizm merkezsiz olduğundan herhangi bir özü ve başlangıç temeli yoktur. Merkezsiz olmak hiyerarşinin olmamasını sağlar. Bu buyurganlığın baştan reddedilmesi açısından iyidir. Fakat azınlıkların azınlığı birey için olmazsa olmaz temel gereksinimlerin devamlı huzur, barış ve refah içinde sağlaması bakımından mümkün değildir. Anarşizm tek başına bize temel gereksinimlerimizi sağlayamaz ama bize temel gereksinimlerimiz sağlandıktan sonra üst bir kültür, yaşam stili ve bağımsızlığımızın maksime edildiği bir toplumun kapılarını açar. Kısacası anarşizm tüketim için sınırsız özgürlüğümüzü sağlar ama bize işbirliğine dayalı üretimi ancak ve ancak kapitalizm sağlar.


O yüzden anarşizm pastanın kreması ve çileği olsa da kapitalizm temel gereksinimlerimiz için yavan ve basit pasta’nın taban kekidir. Kapitalizm insanın temel gereksinimlerini güvenlik, sağlık, barınak, kıyafet, yaşlılıkta bakım, sigorta, bebeklerin yetiştirilmesi, iş imkânları, eğitim ve işbirliğine dayalı üretimi sağlayan rasyonel ahlak ve ekonomik temelli organizasyondur.


Kapitalizm; anarşist bir dünya için devlet’in sağladığı, vaat ettiği, yaptığı veya yapacağı her şeyi üretir, sağlar, temele oturtur ve organize eder. Bunu iktisadın basit yasalarıyla yapar. Örneğin fiyat sistemiyle hangi mala ne kadar gereksinimimiz var ve ne kadar üretilmeli ve bunlara kimler sahip olmalıdır gibi birçok hesabı çok basit bir fiyat sistemiyle kısa zamanda gerçekleştirir.


Bunun gibi herhangi bir mala ihtiyacımız olduğumuzda merkeze ve zora dayanmadan kapitalizm tarafından sağlanır. Fakat kapitalizm; klasik liberalizmin ve aydınlanmanın sonucu olarak eşit kanunlara dayalı olarak en iyi kalite ürünleri en fazla miktarda en ucuza üretmede ve ürünleri çeşitlendirip geliştirmede hünerli olan insanlara fırsat vermek istemiştir. Kanun önünde eşitliğin klasik liberal düşünce için önemi haklar açısından her bir insanın; hem iktisadi hem de sosyal bir eylemde bulunurken önüne çıkabilecek engelleri, zorlukları ve yasakçılığı bertaraf edecek gücü kendisine vermesi ile alakalıdır. Bu, kanun önünde eşitlik düşüncesinin bilinenin aksine ekonomik ve sosyal hakların güvence altına alınmasıyla birlikte insanın insan üzerinden sömürüsünü ortadan kaldırma fikridir. Ve üretilenin tüm insanlığın bundan elde edebileceği faydayı arttırma gerçeğidir.


Kapitalizm bireylerin eşit kanun altında iş görebilme, üretme, dağıtma, girişimde bulunma,  tüketme ve sonlandırma gibi aktivitelerin tasarrufunda bulunma durumudur. Bunun için kapitalizm, anarşizmde bulunmayan ‘doğal mülkiyet hakkı’ zeminine dayanır. ‘Doğal mülkiyet hakkı’ bireylerin ve grupların başka bireylerin bedenine, çitlenmiş arazilerine veya grupların (Şirketlerin) mülküne saldırıda bulunamama ve bu mülk sınırı içinde ‘insan bedenine saldırma hariç’ her hakkı tasarrufunda bulundurma bununla beraber saldırı da bulunanları eşit güç ile durdurma hakkıdır. Bu hak doğa’dan değil, bireyin salt aklını ahlak ile birleştirmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bireyin vahşi doğası hırsızlığı, tecavüzü ve saldırgan gücünü onaylar hatta başka bir yola başvurmasını zorlaştırır. Devlet bu basit kötücül insan güdüsünün en karmaşık silahıdır. Yukarıdaki satırlarda da söylediğimiz gibi insan doğası kötüdür. Devlet bu kötülüğün normalleşmesi anlamında ‘doğal mülkiyetin’ ayaklar altına alınması ve sadece bu hakkın tek bir TEKEL’de ortaya çıkmasıdır. Devlet organize bir kurum olarak elinde baskı araçlarını tekeline alır ve diğer barışçıl insani oluşumlara karşı düşmanca tavır takınır ve kimsenin on’suz mutlu olmasına izin vermez.


Fakat insan kötülüğünün gücünün yanı sıra insan aklı bu kötücül doğanın dizginlenmesini ve ehlileşmesini sağlamıştır. Evrimsel süreç doğa’nın hızı karşısında yavaş işlemiş olabilir. Ama insan aklı tam tersine evrimsel süreci devrimsel bir baş aşağıya çevirmiştir. Akıl, insan doğasını incelemiş, kendini bilmiş, eleştirmiş ve gene akla dayanarak yeni yöntemler geliştirmiştir. Akıl; ‘doğal mülkiyet hakkını’ keşfetmiş ve insanların birbirlerine kötü davranmasının önüne yıkılmaz bir set çekmiştir. Devlet ‘doğal mülkiyet hakkının’ zıttı olarak pozitif hukukun yaratıcısıdır. Devlet insan doğasının aynası olarak ‘doğal mülkiyet hakkını’ kendinde içselleştiremediği için mülkiyet hakkının sistematik yağmacısı olmuştur.


Anarşizm devleti ortadan kaldırarak sadece insan doğasının akacağı kötücül ırmakların akış hızını kesmeyi başarmıştır. Ama asla bireylerin (suların) doğasını sınırlandıramamıştır. İnsan doğası öz olarak kötüdür. Kötü insan doğası için normaldir. Akıl ise bu doğayı bastırır ve yeni bir dünya kurar bize. Bu dünya ‘karşılıklı yardımlaşmaya’ dayalı özel mülkiyet altında işbirliği sistemidir. Bu sistem sürekli birilerinin kendisini feda etmesini önler. Adı üstünde ticari bir ilişki olarak ahlakı kodlar. Karşılık almak için yardım etme! Bu durumu iktisat biliminde vakıf olmadan önce ‘görünmez el’ olarak adlandırmıştık. Ama artık buna gerek kalmamıştır. Dayanışma insan topluluğun doğaya ve dünyaya karşılık verme şeklidir. Temel olarak ‘dayanışmayı’ hukuk koduna ekledikten sonra insan faydasının yani ‘ödülün’ ileride de ‘doğal mülkiyet hakkını’ devreye sokarak işin ‘ceza’ kısmını da sonuçlandırmış bulunmaktayız.


Devletsiz bir toplumda bireyler doğası gereği kötü işler yapmaya meyillidir. İnsan davranışları başka insanlar tarafından zorla dizayn edilemez. Ama başkalarının da bu yollarda yürüdüğünü düşürsek, elbette saf salaklar gibi iki inatçı keçinin restleşmelerine de kayıtsız kalacak değiliz. Barış, empati ve haklara saygı salt akıl ile keşfedilmiştir. Ama buna uymak istemeyen akılları ne yapacağız? Elbette ödül ve ceza sistemiyle yeni bir doğal hukuk kodu geliştireceğiz. Bu devletin uyguladığı pozitif ve tekelci hukuktan ayrı olarak merkezsiz ama temel basit kanunlara dayalı olan doğal hukuk kodudur.


Devletsiz toplumda cezalar doğal hukuk kodunun ilk çekirdeğidir. Ceza doğal mülkiyet haklarına yapılan saldırılar sonucunda başlar. Devletsiz toplum; rızası alınmış bireyin gönüllü ve tutarlı sözleşmeler bütünüdür. Sözleşmeyi bozmak ceza işlemini başlatır. Sözleşmesi bozulan mağdur durumdaki kişi genelde tazminat cezasıyla suçluyu cezalandırır. Bunu özel güvenlik kurumuyla ve özel mahkemeler çerçevesiyle gerçekleştirir. Anarşist kapitalist toplumda, hapis cezası yoktur. Ya tazminat ya da ölüm cezası vardır.


Bu makalede devlet virüsünün beynimize nereden bulaştığını, bunun aslında bizim insan doğamızın bir sonucu olduğu keşfettik. Devlet olmadan da insan çıkarını maksimize edeceğimizi, güvenliğimizi, inançlarımızı koruyacağımızı bununla beraber mutluluğun ve refahın peşinde koşacağımızı, düzen ve barış içinde yaşayabileceğimizi gösterdik. Elbette bu illa anarşi ile mümkün görünmemektedir. Buna kapitalizmi de eklemek gereklidir. Kapitalizm ile beraber anarşizm yeni ve mümkün olan dünyaların en iyisi olan bir çocuk dünyaya getirmişlerdir: ANARKO-KAPİTALİZM.


Böylece devlete gerek kalmadan, anarko-kapitalizm: insanların bütün sorunlarının gene insan aklı ve organizasyon gücüyle özel ve gönüllü birliktelikler tarafından çözüldüğü bir sistem önerisiyle devlet virüsünü kendi güçlü olduğu zehirle(Panzehirle) tarumar eder.


Devlet yanlısı entelektüeller her sorun karşısında ne önerdi ise, anarko-kapitalizm devletsiz toplum ile aynısını ve hatta zorlamaya gerek kalmadan çözüm üretmiştir. İnsan ırkı için devlet ne vaat ettiyse anarko-kapitalizm de aynısını önerir. Fakat arada tek ve büyük bir fark vardır: Biri zorla ve sadece tüketmeye dayanırken diğeri tamamen gönüllüğe ve üretime dayanır. Biri çatışmalar neticesinde gücü ele alır. Diğeri özgürlüğe ve akla dayanarak bireylerin iş yapabilme potansiyeline güvenir. Biri iç savaş, keşmekeşlik ve hiyerarşi üretir. Diğeri özgürlük, hak ve düzen getirir.


Büyük Radikal-Liberal William Godwin’in 1793 yılında dediği gibi: “Hükümet şarlatanlığı bir kez ortadan kaldırıldığında, kavrayışı en zayıf insanlar bile, kendilerini kötüye kullanan devlet hokkabazının hilelerini sezebilecek kadar güçlü olabilirler.” Yani devlet virüsünü beyinlerden kazımanın tek yolu devleti yerle bir etmek ve yerine Anarşi ile kapitalizmi getirmektir. Sonrası aklı en zayıf insan için bile çok basittir.


Yazar: Serkan Kiremit

Yorumlar


bottom of page