Liberal Hoşgörünün Çöküşü: Dogville
- Serkan Kiremit

- 15 Eki 2016
- 4 dakikada okunur

“Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da değildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür.” DOGVİLLE FİLMİNDEN
Kötülük var. Pekiyi, bu kötülüğü görünmez bir el mi yarattı, yoksa bu kötülük evrimsel mi? Dogville denilen kasvetli film, bu sorunu ele alıyor.
Dogville; izlenmesi zor, zaman israfı, sıkıcı ve uzun bir filmdir. Dogville’i büyüten şey ise senaryodur. Senaryo her şeyin başıdır. Dogville bunun en büyük ispatıdır. Tiyatro sanatından nefret eden görsel ve aksiyon kaçıkları bile Dogville’e arkasını dönemezler. Dogville saf bir senaryo sanatıdır, tiyatral bir filmdir. Ve en iyisidir. Dogville filmi bir düzüne oyuncu ile birlikte bir tiyatro sahnesinde geçer ve o kadar…
Dogville filmi; güzel bir kadının (Nicole Kidman’ın) mafya’dan kaçışına ve bir köye sığınmasıyla başlar. Köy, kadını büyük bir oranda sıcak karşılar. Fakat Mafya’nın köye yaklaştığı haberi geldikçe köy huzursuz olur. O misafirperver köy, bir anda ‘sistem’ gereği kadından yararlanmak ister. Köy; kendi içinde yarattığı ahlakı ve oturmuş bir düzenin sözde huzurunu bozan kadına (Grace’e yani) karşı bir bedel talep eder. Köyün ‘sistemi’ istikrarlı bir değişmez yapıdır. Köy aslında hayali bir devlet’tir.
Devlet, -sözde- karşılıksız iyilik yapan ama bu iyiliğin karşılığında bireylerden kölelik talep eden bir düzen-sistem-makinedir. Dogville devlet gibi düşünür; ‘tekelci güç kullanan’ kanuni yapısıyla kadından (Grace’den) bedel olarak her şeyi ister. Kadına her açıdan zulüm eder. Kadının benliğini unutturur. Onu cinsel, bedensel ve akli olarak kullanır ve bunu köyde normal karşılanmasını sağlar. Köy bu durumdan en ufak rahatsızlık duymaz. Hatta köyün papazı, felsefecisi ve romantiği Tom, kadına bu yapılanları sadece söylemsel olarak eleştirir ama eylemde kilise ve entelektüeller gibi devletten (köyden) yana tavır alır. Ve Köy Meclisi ortak kararla kadına şunu ima eder: -Biz seni besliyoruz, köyümüzde sığındırıyoruz ve en önemlisi senin güvenliğini sağlıyoruz ve seni mafya’dan koruyoruz, derler. Bize bunun günahını ödeyeceksin.
Grace’in günahının bedeli “kendisidir.” Ve Grace bu durumdan Hıristiyanlıkta olduğu gibi memnundur. Grace dünyaya (köye) atılmış bir günahkârdır ve bedelini herkese sevgisiyle gösterecektir. Aslında bu klasik liberalizmin de ana temasıdır. İnsan dünyaya hoşgörü göstermek zorundadır. Çünkü insan değerlidir. Ve bu değerleri insan, özgür seçimleri ile yapar. Bu seçimleri yaparken hatalara düşmesi olasıdır. Bu olasılıklara bakarak herkese hoşgörü göstermek zorundayızdır. Seçimlerimiz ne kadar saçma, berbat ve aptalca olursa olsun inançlarımıza ve değerlerimize tolerans gösterilmelidir. Grace buna inanır ve sorgusuz sualsiz insanların ayıplarını, absürtlüklerini ve berbat seçimlerine merhamet gösterir.
Grace’in tepkisi aslında 21.yüzyılın en büyük sorunu olan: LİBERAL HOŞGÖRÜNÜN medeniyetimize açtığı büyük sorunlardır. Grace’in mafyadan kaçması aslında John Locke’un ifade ettiği gibi insanın doğal durumdan kaçmasıdır. Ve yakalandığı sivil yönetim yani devlet’tir (Dogville’dir). Grace Mafya’dan kaçar. Mafya, Grace’e göre ANARŞİ DURUMUDUR. Grace bu yüzden Mafya’dan kaçar ve devlete sığınır. Bu köyde kendisini huzura erdirecek her şeyi bulma peşindedir. Köyde bencil kimliğine ihtiyacı yoktur. İyilikler iyiliklerle karşılanması lazımdır. Grace gücünü kullanmayı reddeder. Bu güç, iktidar anlamında bir kuvvet değil, bireyin kendi bedeni üzerindeki mülkiyet hakkıdır. Grace aklını kullanmamayı seçer, kalbi ona yeter ve hatta vicdanına, merhametine ve hoşgörüsüne güvenir.
Grace düpedüz romantik ve mistik bir tipolojinin en uç noktasıdır. Her şeye katlanır ve kendisini her şeye feda eder. Grace’in arzusu bu sevgi karşısında utanarak hayrete düşecek insanları yola getirmek ve onları kurtuluşa erdirmektir. Bu Hıristiyan ve Liberal ahlakın birebir aynısıdır.
Grace ANARŞİ DURUMU OLARAK GÖRDÜĞÜ MAFYA’dan kaçmasının nedeni olarak gördüğü rekabetçi şiddeti reddetmiştir. Karşılıksız sevgi, saygı ve hoşgörü adına köye sığınmıştır. Ve köydeki merhametin aslında insan doğasını azdıracak daha büyük kötülüklere zemin hazırladığını görmüştür. Hem de bu sivil toplumda (devlette) tekelci bir ahlak anlayışı vardır. İnsan doğası kötüdür fakat onu azdıracak ve kötülüğün dozajını arttıracak şey: Kamuoyu, meclisler ve çoğunluğun bireye tahakküm araçlarıdır. İnsan doğasının kötülüğünü geriletmenin tek silahı bireyin kendi aklını ve bedenini kendi ellerine almasıdır. Tasarruf, bireyde olduğu sürece herkes kendi iyiliğinde –mülkiyetinde- kendi seçimlerine göre yaşayabilir ve çamurunu (kötülüğünü) başkasının mülküne sıçratmaz. Mesele herkesin birbirine hoşgörü göstermesi değil, sınırlarına ayak basmamasıdır.
Filmin sonu havai fişeklidir. En nihayetinde Grace’den bunalan köy, mafya’ya kadını teslim edip, ondan kurtulmak ister. Grace mafya’ya teslim edilirken ortaya çıkar ki; mafya Grace’in babasıdır. Ve Grace tekrar anarşi durumuna dönerek liberal hoşgörünün canına okur. Çünkü Grace köyde geçirdiği bunca zaman sonra anlamıştır ki; “liberal hoşgörü ideali” onun canını almadan, O köyün canını almalıdır. Babasına dönerek DOGVİLLE denilen ‘sivil toplumu’ yerle bir etmesini çünkü bu sivil yönetimin asla ve asla sağlığına kavuşamayacağına karar verir. Grace’in emriyle Dogville yerle bir edilmiştir. Çoluk çocuk demeden yakıp yıkılmıştır, köy… Bir tek Grace köpeği sağ bırakmıştır. Bunun simgesel anlamı köpeğin aklını kullanamama kapasitesiyle alakalıdır. Köpek yani hayvanlar insanlar gibi doğalarına hâkim olamazlar ve köpeği insandan ayıran şey sade akıldır. Grace böylelikle insan toplumunun doğasındaki kötülüğü ancak aklıyla yenebileceğini göstermiştir. Burada sevgi, saygı, aşk, romantik ilişkiler değil sadece kötülüğü akıl yenebilirdi. Çünkü iyilik birçok saçma sapan kişilerle zorla bir ortamda bulanarak değil, yani hoşgörü ile değil, sadece herkesin kendi sınırlarını belli ettikten sonra kendi gibi olanlarla yaşama birlikteliğidir.
Dogville filmi göstermiştir ki; liberal hoşgörü ve merhamet ile toplumlar asla mutluluğa, özgürlüğe ve refaha erişemezler. Çünkü Liberalizm 20. yüzyıldan bugüne kadar tolere ettiği dini ve resmi kurumlarla baş edemediği gibi elindeki bilimsel ve seküler ahlaki kazanımları da bugünlerde kaybetmek üzeredir. Çünkü dini ve resmi kurumlar kendilerini dokunulmaz bir kalkana sığındırmışlardır. Bu dokunulmaz kalkan asla eleştirilemez ve hicve tahammül edemez. Dini ve resmi kurumlar ne kadar saçma ve terör yüklü olsalar da liberal hoşgörü kalkanı altında her haltı işleyebilirler. İslami cihatçılar terörize edip çoluk çocuk bizi katledebilirler. Fark etmez onlar cennet ile ödüllendirilmişlerdir. Onlar şiddet yapabilirler ama bizler yapamayız. Hıristiyan çileciler insanları günahkâr ilan edip dünyayı yok etmek isterler. Museviler seçilmişlerdir, sakıncası yok diğerleri yok edilebilir. Hindular ineklerini kutsal diyerek sokaklara sürebilirler fakat bizler onların önünü yolda kesemeyiz. Onlara biz ancak merhamet edebiliriz ama din ve devlet kurumları bize istediklerini yapabilirler. İşte Liberal Hoşgörü budur ve sadece bireye tahakküm etmenin çileci bir şeklidir.
Dogville filmi artık yeter dediğimiz andır. Dogville bireyin isyanını ve gücünü kullandığı andır. Grace isyanla liberal hoşgörünün sonunu getirmiştir. Grace gerçek dünyaya dönmüştür. Mafya doğal bir durumdur. Ama sivil toplum olarak DOGVİLLE ikiyüzlü insanın devletle daha azgınlaştığı bir yapılanmalıdır. Ve Grace kötülüğe karşı liberal hoşgörüyü kullanmayı reddeder ve doğal hukuk’u yerine getirir. DİŞE DİŞ KANA KAN… Ancak böyle iyilik ortaya çıkar.
Kötülük affedilerek değil ancak onun kökü kazınarak iyiliklere ulaşabiliriz. Dogville filmi bunu simgesel olarak şöyle anlatmıştır: Film baştan sona loş ve karanlık bir ortamda geçerken, Grace köyün insanlarını ortadan kaldırdığında köye güneş ışıkları vurur. Köy aydınlanır ve ısınır bir anda… Yani merhamet adına Liberal hoşgörü yerine akıl olarak Liberal aydınlanma gelmiştir. Ve İyilik, kötülüğün üzerine hüküm sürmeye başlamıştır bile…10. yıl marşında denildiği gibi: “…Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız. Karanlığın üzerine güneş gibi doğarız.”
Yazar: Serkan Kiremit




Yorumlar