top of page

Falkland Adaları’nın Meşru Sahibi İngiltere mi, Arjantin mi?

6 gün önce
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 gün önce



Arjantin ile Birleşik Krallık arasındaki Malvinas/Falkland Adaları konusundaki mevcut ihtilafta kimin haklı olduğunu nasıl belirlemeliyiz?


Saf liberteryen anarko-kapitalist perspektiften bakıldığında, adaletin hangi ülkenin tarafında olduğunu belirlemek kolay değildir. Liberteryenizmin bu anlayışına göre tüm hükümetler gayrimeşrudur. Dolayısıyla iki ülke arasında seçim yapmak zordur. Pekala, “İki tarafın da canı cehenneme!” sonucuna varılabilir.


Alternatif olarak, hangi ülkenin sınırlı hükümet idealine daha yakın olduğunu sorabiliriz. Burada, en azından siyasi yönelim açısından, Milei yönetimindeki Arjantin serbest girişim yönünde ilerlerken, yeni Başbakan Andy Burnham liderliğindeki Birleşik Krallık bunun tam tersine ilerlemektedir. Ancak bu değerlendirmeler, ihtilaf konusu toprakların meşru sahibi ve egemeninin hangi ülke ya da halk olduğunu belirlemek açısından ilgili değildir.


Daha önemli olan, John Locke’un mülkiyet adaleti teorisidir. Bu teori, ilk sahiplenme (homesteading) ilkesine dayanır. Toprakla “emeğini ilk kez karıştıran” kişi onun meşru sahibidir. Klasik liberalizm de dahil olmak üzere liberteryenizmin bütün versiyonları bu ilkeyi paylaşır. Şimdi esas olarak bu ikinci anlayışa atıfta bulunuyoruz. Klasik liberalizmde hükümetler meşru kabul edilir ve bu meşruiyeti, vatandaş ve toprak sakini olan bireylerin iradesine dayanarak kazanırlar.


Liberteryen mülkiyet teorisinin bütün ekollerinde paylaşılan bir başka hukuk aforizması da “zilyetlik, hukukun onda dokuzudur” şeklindedir. Hukuki karine, ihtilaf konusu araziyi fiilen işgal eden kişiyi ve bu nüfusun seçtiği hükümeti destekler. İhtilaf konusu topraklarda yerleşik bulunanların ispat yükümlülüğü yoktur. Onları topraktan çıkarmak isteyenlerin, önceden var olan meşru bir mülkiyet hakkının bulunduğunu kanıtlama yükümlülüğü vardır.


İngiltere lehine ileri sürülen bir argüman, 1982'de bu ülke ile Arjantin arasında gerçekleşen savaştır. Savaşı İngilizler kazanmıştır ve bazıları “ganimet galibindir” veya “güç hak yaratır” anlayışını savunmaktadır. Ancak adaleti tesis etmeye çalışıyorsak bu saçmalık kesinlikle reddedilmelidir. Her halükarda, bugün bir savaş çıkması durumunda hangi ülkenin kazanacağının hiç de açık olmadığı ortadadır. Milei yönetimindeki Arjantin ekonomisini güçlendirmiştir (ekonomi askerî güçte temel bir rol oynar) buna karşılık Birleşik Krallık ekonomik açıdan gerilemiş ve dolayısıyla savaş kazanma bakımından çok daha elverişsiz bir konuma düşmüştür.


Liberteryen perspektiften bakıldığında Birleşik Krallık ilk başta adaleti kendi tarafında tutuyor gibi görünüyordu. 1982'de ihtilaf konusu adalarda 1.800 kişi yaşıyordu ve bunların neredeyse tamamı, yani %99'u, İngilizdi ve İngiltere tarafından yönetilmeyi arzuluyordu. Arjantin haksızdı.


Ancak biraz daha derine, çok daha derine iner ve tarihi titizlikle incelersek, tam tersine bir sonuca ulaşırız.Arjantinli gaucholar, İngiliz yerleşimcilerin gelişinden çok önce zaten adalardaydı ve bunların birçoğu 1833'te İngiltere tarafından zor kullanılarak kovuldu. Bunlar somut kesin gerçeklerdir.


İlk kalıcı yerleşim, 1764'te Bougainville'in Fransız kolonisiyle başladı. İspanya bu yerleşimi 1766'da satın aldı. İngiltere 1774'te çekildi ve 1790'da Nootka Sound'da İspanya'nın hak iddiasını tanıdı. 1820 ile 1829 arasında Arjantin, Vernet aracılığıyla adaları yeniden iskan etti. 1831'deki Amerikan Lexington baskını ve ardından 1833'te gerçekleşen İngiliz çıkarması tüm Arjantinlileri adalardan kovdu. Bu, ilk sahiplenme ilkesinin tam tersidir: emeğini toprakla karıştırmış olan bir zilyedin zorla mülksüzleştirilmesi. Goebel-Rothbard çizgisindeki bu muhakeme Arjantin'in iddiasını güçlendirirken, İngiliz iddiasını “çıplak bir saldırı” düzeyine indirger.


1846'da İngiliz hükümetinin Lafone'a ve daha sonra Falkland Islands Company'ye gerçekleştirdiği toprak satışı da ilk sahiplenme teşkil etmemektedir. Bu bir feodal imtiyazdır. Bir devlet, başlangıçta hiçbir zaman kendisine ait olmayan bir şeyi meşru biçimde satamaz.


1833'ten sonraki İngiliz savunması ise şöyledir: Kovulma artık eski bir tarihe aittir. Günümüzde adalarda İngiliz kökenli yerleşimciler yaşamaktadır. Bunlar emeklerini toprakla karıştırmıştır ve dolayısıyla toprak onlara aittir.


Ancak bu yaklaşım, ilk sahiplenme ilkesini tamamen tersine çevirmektedir. Lockeçu teoriye göre ilk sahiplenenler meşru mülk sahipleridir. Onları zor kullanarak topraklarından çıkaranlar ise gaspçı ve işgalcilerdir. 1833'te toprak sahipsiz değildi. Orada Arjantinlilerden oluşan Vernet kolonisi bulunuyordu. Bu insanlar evler inşa etmiş, fok avcılığı yapmış ve örgütlü bir balıkçılık sistemi kurmuşlardı. Birleşik Krallık onları zor kullanarak kovdu.


El konulmuş bir parsel yeniden res nullius (sahipsiz mal) haline gelmez. Bir hırsızın veya hırsız tarafından davet edilen yerleşimcilerin daha sonra çitler çekmesi, koyun yetiştirmesi ve evler inşa etmesi, asıl sahibinin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Aksi takdirde, başarıyla gerçekleştirilen her mülksüzleştirme kendi adaletini yaratmış olurdu.


Lafone'un 1846'daki satışı ve Falkland Islands Company de bu mülkiyet zincirini meşrulaştırmaz. Bir devlet, gasp yoluyla elde ettiği toprakları satarak meşru özel mülkiyet yaratamaz. Feodal bir imtiyaz, ilk sahiplenme değildir. Şirketin %43'lük payı, yün üzerindeki tekeli ve hukuka aykırı toprak sahipleri, 1833 olaylarının üzerine inşa edilmiş ayrıcalıklardı. Emeğin kullanılabileceği sahipsiz topraklar üzerine değil.


2013'te Malvinas'ta yaşayan İngilizlerin Londra'yı seçmesi ise ayrı bir meseledir. Rıza, bugün gasp edilmiş topraklarda yaşayan insanların hangi devlete bağlı olmak istediklerini gösterir. Ancak, mülksüzleştirmeyi gerçekleştiren kişi tarafından getirilen insanların oy kullanması, 1833'te mülksüzleştirilen ve kovulan kişilerin haklarını ortadan kaldırmaz.


Aksi takdirde “kendi kaderini tayin hakkı” her türlü toprak gaspını meşrulaştıran bir makineye dönüşür. Kelperlerin iradesi, 8.000 mil uzaktan bir donanma gönderilmesini haklı çıkarmaz.


Aynı şekilde, 1833 ile 1982 arasında çok fazla zaman geçtiği için hakkın ortadan kalktığı argümanı da liberteryen değildir. Zamanaşımı, mülk sahibinin tespit edilemediği veya mülkünü fiilen terk ettiği durumlarda uygulanır. Arjantin hiçbir zaman iddiasından vazgeçmedi. 1833'te adaların ele geçirilmesini tanımayı reddetti. Dolayısıyla ortada bir terk söz konusu değildir. Bu nedenle, 1833'ten 1982'ye kadar devam eden İngiliz yerleşimi yeni bir ilk sahiplenme teşkil etmemiştir, mülksüzleştirmenin devamından ibaret olmuştur.

 


Yazar: Walter Block, Ege Fakkus

Yorumlar


bottom of page